Karadağ, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'nü endişe verici veriler ve yeni vahşi şiddet vakalarıyla kutluyor. Kadın Hakları Merkezi'nden Maja Raičević, TV Vijesti'nin Boje jutra programında yaptığı açıklamada, istatistiklerin bu yıl dört kadın cinayeti vakası kaydedildiğini gösterdiğini söyledi.
"Bu, kurumların eylemlerinde risk değerlendirmesinin hâlâ en zayıf halka olduğunu gösteriyor. Şiddet geçmişi, ister polis ister savcılık tarafından yeterince dikkate alınmıyor," dedi.
Raičević, Yüksek Devlet Savcılığı'nın bağlayıcı talimatının yayınlanmasının ardından savcılığın çalışmalarında hâlâ ilerleme kaydedildiğini ve bu sayede tepkilerin daha hızlı ve daha verimli olduğunu belirtiyor. Ancak, sistemin bireyler sayesinde hâlâ işlediğini, polis ve savcılık kapasitelerinin ise yetersiz kaldığını belirtiyor.
Adalet Bakanlığı, bu yılki en önemli adımın yasal çerçevede yapılan değişiklikler olduğunu belirtiyor. Adalet Bakanlığı'ndan Jelena Grdinić, Aile İçi Şiddete Karşı Koruma Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMK) ve Ceza Kanunu'nda yapılacak değişikliklerin hazır olduğunu ve Avrupa Komisyonu'nun onayının beklendiğini belirtiyor.
Grdinić, "Şiddetin tanımı değişti. Artık her türlü fiziksel ve psikolojik şiddet suç olarak değerlendiriliyor ve bu da daha ağır yaptırımlara yol açıyor," dedi.
Ayrıca, CPC'nin mağdur kavramını ve mağdurun sahip olduğu bir dizi hakkı -güvenilir bir kişinin varlığından bireysel risk değerlendirmesine ve ikincil mağduriyetten korunmaya kadar- ilk kez ortaya koyduğunu vurguladı. Bir diğer yenilik ise Ceza Kanunu'nun kadın cinayetini nitelikli ağırlaştırılmış cinayet olarak tanımayı önermesi.
Yasal düzenlemelere rağmen uygulama endişe verici olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl, operasyon ekibi, polisin risk değerlendirmesi yapmadığı, sahaya inmediği veya ifade almadığı, sağlık kuruluşlarının ise yaralanmaları kaydetmediği vakaları kayıt altına aldı.
Raičević, "Doktorların cinsel şiddet mağdurlarını muayene etmeyi reddettiği durumlar da oluyor. Bu, sağlık hizmetlerinde bile mağdurlara karşı hâlâ geleneksel, güvensiz bir tutumun olduğunu gösteriyor," diye belirtiyor.
En çok karşılaşılan sorunlardan biri de, yasada açıkça izin verilmesine rağmen, istismarcının evden çıkarılması tedbirinin yeterince uygulanmamasıdır.
Raičević, "Kurumlar, önemli bir önleyici tedbir olmasına rağmen tahliye emri verme konusunda hâlâ tereddütlü. Evi terk etmesi gereken kişi mağdur değil," diye vurguluyor.
Ona göre, mahkemeler failin "aile babası" olmasını hâlâ hafifletici sebep olarak görüyor; bu eski içtihatların bir kalıntısı ve yeni Yüksek Mahkeme yönergeleriyle ortadan kaldırılması gereken bir durum.
Bonus videosu: