Devletler nadiren aniden ortadan kaybolur. Daha sıklıkla, varoluş nedenlerini unuttuklarında ortadan kaybolmaya başlarlar. Sınırlar önce kaybolmaz. Bayrak önce değişmez. Siyasi dil önce değişir. Sonra değerler. Sonra kurumlar. Sonunda, vatandaşlar düne kadar kendileri için düşünülemez olan şeyleri kabul etmeye başlarlar.
Bu nedenle, Kosova'nın tanınması meselesi (ki bu, Karadağ'daki bir siyasi oluşum tarafından destekleniyor ve hükümetin geri kalanı da yerel düzeyde bunu desteklerken, ulusal düzeyde bu tür siyasi projelere karşı olduklarını iddia ediyorlar) Kosova'nın meselesi değil, Karadağ'ın meselesidir. Bunun nedeni, bireysel yerel yönetimlerin aldığı kararların Kosova'nın pozisyonunu değiştirecek olması değil. Değiştirmezdi. Ancak bu, Karadağ'ın kendi devlet politikasını, kendisinden kaynaklanmayan bir siyasi projeye doğru yeniden tanımlamaya hazır olduğunu gösterecek olmasıdır. Özü budur.
Son yıllarda, genellikle birbirinden bağımsız olarak ele alınan bir dizi sürece tanık olduk. Bireysel belediyelerdeki değişen sembolik manzara. Tarihsel anlatıların yeniden yorumlanması. Devletin giderek tek bir ulusal kimlikle özdeşleştirilmesi. Siyasi yaşamın sürekli olarak kan, köken, kilise ve tarihsel mücadeleler konularına geri dönmesi. Bu nedenle, bir belediyenin kamusal alanının sivil içeriğinin ortadan kaldırılması, kimliğin temel bir siyasi araç olarak kullanılması veya herhangi bir eleştirinin ulusa yönelik bir saldırı olarak ilan edilmesi önemsiz değildir.
Bunlar birbirinden bağımsız olaylar değil. Bu süreçlerin her biri tek başına zararsız görünebilir. Ama birlikte artık öyle değiller. Birlikte yeni bir kültürel model oluşturuyorlar. Birlikte başka bir yerden gelen siyasi bir program oluşturuyorlar. Bu programda sivil devlet bir hedef değil, bir engeldir. Çoğulculuk bir değer değil, bir zayıflıktır. Uzlaşma bir politika değil, bir ihanettir. Tarih, gelecekten daha önemli hale gelir. İşte tam da bu yüzden Kosova bu anlatıda bir toprak parçası değil, siyasi bir semboldür.
On yıllardır kolektif fedakarlık duygusunun etrafında şekillenen bir sembol. Yenilgiyi ahlaki zafere dönüştüren ve sürekli olarak adaletsizliğin tarihsel olarak yeniden düzeltilmesi ihtiyacını doğuran bir efsane.
Sorun, bu modelin siyasi bir model haline gelmesiyle ortaya çıkıyor. Çünkü o zaman artık sadece Kosova hakkında ne düşündüğümüz önemli olmaktan çıkıyor. Karadağ hakkında nasıl düşündüğümüzü belirlemeye başlıyor. Kimin onu temsil etme hakkı var? Vatanseverliğin ne olduğunu kim belirliyor? Tarihi kim yazıyor? Kim ait, kim ait değil?
Bu tür siyasette, vatandaş ulustan daha az önemli hale gelir. Kurumlar kimlikten daha az önemli hale gelir. Anayasa siyasi andan daha az önemli hale gelir. Bu, tek bir hükümetin meselesi değildir.
Bu, uzun vadeli toplumsal dönüşüm meselesidir. Hiçbir devlet, dışarıdan birileri tarafından baskı altına alındığı için egemenliğini kaybetmez. Başkalarının siyasi önceliklerini kendi öncelikleri olarak algılamaya başladığında egemenliğini kaybeder. Bu yüzden bugün birilerinin Kosova'yı tanımayı teklif edip etmeyeceği önemli değil. Çok daha önemli olan, bu modeli tanıyıp tanımayacağımızdır.
Çünkü bir siyasi topluluk gerçeklikten çok efsanelerle yaşamaya başladığında, tarihsel mücadeleler insanların bugünkü yaşamlarından daha önemli hale geldiğinde, devlet yavaş yavaş kendinden vazgeçer.
Kendinden vazgeçen bir devlet sadece dış politika yönünü kaybetmekle kalmaz.
Özgür ve eşit yurttaşlardan oluşan bir topluluk olarak varoluş nedenini yitiriyor.
Bu nedenle Kosova'yı tanımak, Kosova'nın statüsünü değiştirme girişimi değil, Karadağ'ın kimliğini değiştirme girişimidir.
Yazar bir psikologdur.
Daha fazlasını görün:
Uygulamayı indirin ve haberleri takip edin.
BİZİ TAKİP EDİN