Mahkemeler, bir kişinin mal varlığının yasal gelirini önemli ölçüde aştığını ve mal varlığının edinimi ile isnat edilen suç arasında zamansal bir bağlantı olmadığını açıkça tespit etmedikçe, o kişinin mal varlığına geçici olarak el koyamazlar.
Bu durum, Yüksek Mahkemenin, sanık Milivoje Katnić'in Danilovgrad'daki gayrimenkulüne ilişkin olarak, ceza yargılaması devam ederken mülkün elden çıkarılması veya kullanılmasına ilişkin kısıtlamaları kısmen kaldıran, Haziran 2025 tarihli Podgorica Yüksek Mahkemesinin nihai kararına karşı Yüksek Devlet Savcılığı (SPO) tarafından yapılan hukuka uygunluğun korunması talebini temelsiz bularak reddetme gerekçesinde belirtilmiştir.
Yüksek Mahkeme, gerekçesinde belirtildiği üzere, sanık Katnić aleyhindeki suçlar ile Danilovgrad'daki Grbe Kadastro Belediyesi'nde gayrimenkul inşaatı arasında zamansal bir bağlantı olmadığı yönündeki Üst Mahkemenin vardığı sonucu kabul etmiştir; zira binaların 2010 yılında, yani ceza yargılamasının başlatılmasından 13 ila 14 yıl önce inşa edildiği tespit edilmiştir ki bu, suçun niteliği ve işlenme zamanı göz önüne alındığında özellikle önemlidir.
Gerekçede ayrıca, Yüksek Mahkemenin dava dosyalarını ve talepteki iddiaları inceledikten sonra, Yüksek Mahkemenin bu geçici tedbirleri kaldırırken hukuku doğru uyguladığına karar verdiği belirtilmektedir. Mahkeme özellikle, Devlet Savcılığının teklifinde mülkün hangi kısmının yasa dışı sayıldığını, ne zaman elde edildiğini ve suç faaliyetinden kaynaklanabilecek maddi kazancın miktarına ilişkin somut veriler sunmadığını vurgulamıştır.
Kararda, savcılığın belgelerinin esas olarak sanığın 2019'dan beri elde ettiği geliri analiz etmeye odaklandığı, sanığın ihtilaflı binaların inşa edildiği dönemi de kapsayan 2005'ten beri elde ettiği yasal gelire ilişkin kanıt sunduğu gerçeğini göz ardı ettiği belirtiliyor.
Mahkeme ayrıca, savcılığın sanığın yasal geliri ile geçici olarak el konulması istenen malın değeri arasında açık bir orantısızlığın varlığını kanıtlayamadığını vurguladı. Mahkemeye göre, toplam gelir ve mal varlığına ilişkin kapsamlı bir mali analiz yapılmamış ve mahkeme böyle bir orantısızlığın var olup olmadığını da tespit edememiştir.
Kararda ayrıca, savcılığın belirli para akışlarını tespit edemediği ve varlıkların iddia edilen suç eylemlerinden elde edilen fonlarla artırıldığı, dönüştürüldüğü veya muhafaza edildiğine dair kanıt sunmadığı belirtildi. Mahkeme, varlıkların daha yüksek bir değere sahip olmasının, onları suç faaliyetiyle ilişkilendirmek için yeterli olmadığını kaydetti.
Yüksek Mahkeme, bu hukuki yetki alanı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ilgili içtihatlarına atıfta bulunarak, geçici güvenlik tedbirlerinin mülkiyetin barışçıl kullanım hakkının ciddi bir kısıtlaması olduğunu ve ancak açıkça belirlenmiş, somut ve doğrulanabilir nedenler varsa uygulanabileceğini belirtti. Aksi takdirde, bu tür tedbirler, hukuki amacı olmayan önleyici bir yaptırım niteliği taşıyacaktır. Mahkeme ayrıca, olağanüstü bir hukuki çare olarak hukuka uygunluğun korunması talebinin, olguları ve delilleri yeniden incelemeye değil, yalnızca hukukun tekdüze ve doğru uygulanmasını ve hukuki güvenliği sağlamak amacıyla nihai mahkeme kararlarında hukukun ihlal edilip edilmediğini incelemeye hizmet ettiğini belirtti. Hukuka uygunluğun korunması talebinin, olağan bir hukuki çarenin devamı niteliğinde olmadığına da dikkat çekildi. Söz konusu davada, Yüksek Mahkeme, Yüksek Mahkeme kararında ne ceza usulüne ilişkin önemli ihlaller ne de hukukun yanlış uygulanması bulunmadığını tespit etti.
Yukarıda belirtilenlerin tümüne dayanarak, Yüksek Mahkeme, Yüksek Devlet Savcılığı'nın talebinin asılsız olduğu sonucuna varmış ve talebi tamamen reddetmeye karar vermiştir; kararın gerekçesinde bu ifade yer almaktadır.
Bonus videosu:


