Sistemsiz yetenek: Balkanlar "odoka" (rastgele yetenek seçimi) yapmaya devam ederken, ciddi ülkeler ölçüm yapıp planlama yapıyor.

Pratikte genellikle olan şey, en yeteneklilerin en çok antrenman yapmasıdır. İki milli takımda oynarlar, ek bireysel çalışmalar yaparlar, hafta sonları turnuvalara katılırlar ve yaz kamplarına giderler. Bu süreçte çok az kişi basit bir soru sorar: Vücutları bu kadar yüke hazır mı?

1503 görüntüleme 48 tepki 4 yorum(a)
Fotoğraf: “Privatna arhiva”
Fotoğraf: “Privatna arhiva”
Uyarı: Çeviriler çoğunlukla yapay zeka çevirmeni aracılığıyla yapılır ve %100 doğru olmayabilir.

Balkanlar yetenekli insanlardan oluşuyor. Bu artık vatanseverlik meselesi değil, bir gerçek.

Bu bölgeden kaç sporcunun Avrupa'nın en güçlü liglerinde oynadığına, kaç çocuğun erken yaşta olağanüstü motor becerileri sergilediğine ve genç sporcuların fiziksel olarak ne kadar hızlı ilerlediğine bakmak yeterlidir.

Sorun hiçbir zaman yetenek olmadı. Sorun, yeteneği özenle geliştirilip korunması gereken bir ham madde olarak değil, başarının garantisi olarak görmeye devam etmemizdir.

Daha da ciddi bir sorun ise bu yeteneği nasıl tanıdığımız ve yönlendirdiğimizdir.

Balkanlarda, oyuncu seçimi hâlâ büyük ölçüde "antrenör tarafından, gözlem yoluyla" - izlenimlere, mevcut fiziksel üstünlüğe veya öznel değerlendirmeye dayanarak - yapılmaktadır. Ciddi spor sistemlerinde bu yaklaşım çoktan geçerliliğini yitirmiştir.

Orada kararlar verilere, testlere, uzun vadeli izlemeye ve açıkça tanımlanmış kriterlere dayanarak alınır. Bizde ise sezgi, ölçümden daha önemlidir.

Pratikte genellikle olan şey, en yeteneklilerin en çok antrenman yapmasıdır. İki milli takımda oynarlar, ek bireysel çalışmalar yaparlar, hafta sonları turnuvalara katılırlar ve yaz kamplarına giderler. Bu süreçte çok az kişi basit bir soru sorar: Vücutları bu kadar yüke hazır mı?

Modern spor bilimi bu konuda net bir görüşe sahip. Araştırmalar, alt ekstremite kuvvet ve fonksiyonundaki %10-15'ten fazla asimetrinin, özellikle diz ve ön çapraz bağ (ACL) yaralanmaları olmak üzere, yaralanma riskini önemli ölçüde artırdığını göstermektedir.

Spor performansı
fotoğraf: Özel arşiv

Ayrıca, yeterli izleme yapılmadan iş yükünde ani bir artış, genç sporcularda kas-iskelet sistemi yaralanmalarının daha yüksek oranda görülmesiyle ilişkilidir. Ergenlerde aşırı antrenman ve kronik yorgunluk bir efsane değil, hem performansı hem de uzun vadeli sağlığı etkileyen belgelenmiş bir sorundur.

Başka bir deyişle, bugün artık "bilmiyorduk" diyemeyiz.

Genç sporcularla yaptığımız çalışmalarda, ciddi sistemlerde endişe verici olabilecek verilerle düzenli olarak karşılaşıyoruz. Çocukların önemli bir yüzdesi, literatürde riskli kabul edilen sınırların üzerinde fonksiyonel asimetriler göstermektedir.

Birçok insan, takvimdeki iş yükü ile gerçek fizyolojik hazır olma durumu arasında bir uyumsuzluk yaşıyor. Ve en tehlikelisi de şu: "İyiyim" şeklindeki öznel his, vücudun gerçek durumunu çoğu zaman yansıtmıyor.

Amerika Birleşik Devletleri veya Almanya gibi ülkelerde, sporcu gelişimi sürekli testler, yük takibi ve bireyselleştirilmiş antrenman ayarlamalarını içeren bir projedir.

Veriler artan bir risk gösteriyorsa, program değiştirilir. Ve yorgunluk izin verilen sınırları aşarsa, yoğunluk azaltılır. Önleme, sistemin bir parçasıdır.

Ülkemizde önlem almak genellikle bir yaralanmadan sonra verilen bir tepkidir.

En sık duyduğumuz cümle şudur: "O güçlü, bunu başarabilir."

Ancak bilimsel veriler, dengesiz güç, kontrolsüz hacim ve periyodizasyon olmadan yoğunluğun uzun vadede performans düşüşüne veya sakatlanmaya yol açtığını göstermektedir. Sorun yüksek yükün kendisi değil; sorun, yeterli adaptasyon olmadan yükün kontrolsüz ve ani artışıdır.

19 veya 20 yaşındaki bir sporcunun kronik diz veya sırt ağrısı geliştirmesi nadiren "şanssızlık" olarak değerlendirilir.

Çoğu durumda, bu durum sistematik olarak izlenmemiş birikmiş stresin sonucudur. Ciddi yaralanmalara yol açan biyomekanik risk faktörleri zamanında belirlenip düzeltilebilir. Yaralanma her zaman sürpriz değildir. Çoğu zaman, önleme fırsatı kaçırılır.

Balkanların en büyük paradoksu, çok şey yapıp az şey ölçmemizdir. Çocuklar erken yaşta antrenman yapar, sık sık müsabakalara katılır ve yılda çok sayıda maç oynarlar. Hâlâ antrenörlerin coşkusuna, geleneğine ve otoritesine güveniyoruz, objektif göstergeler ise arka planda kalıyor.

Ciddi ülkelerde böyle bir yaklaşım düşünülemez. Orada sistem, yetenekli olsalar bile sporcuları abartıdan korur.

Spor performansı
fotoğraf: Özel arşiv

Hâlâ "en iyinin ortaya çıkacağına" inanıyoruz. Ancak modern sporlarda artık en yetenekli olan değil, en sağlıklı, en istikrarlı ve uzun vadeli hedeflere en çok odaklanan kişi öne çıkıyor.

Belki de doğru soru şu: Bu potansiyele karşı sorumluluğumuzu yerine getirdik mi?

Yetenek bir armağandır. Sistem ise bir sorumluluktur. Risklerin değerlendirilebileceğini, iş yükünün planlanabileceğini ve asimetrilerin düzeltilebileceğini biliyorsak, bu gerçekleri görmezden gelmek artık cehalet değil, modası geçmiş bir çalışma modelinin bilinçli olarak sürdürülmesidir.

Eğer uzun süre başarılı olacak, üst düzey sporculara sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde ulaşacak sporcular istiyorsak, "göz kararıyla" seçim yapmayı bırakıp "sezgiyle" eğitim vermeye başlamalıyız. Bilim bize araçları verdi. Veriler mevcut. Metodoloji mevcut.

Tek soru şu: Sistemsiz yeteneğin bir kalkınma stratejisi değil, Balkanların çok uzun zamandır gelenek diye adlandırdığı bir risk olduğunu kabul edecek cesaretimiz var mı?

Yazar Marko Rajović, Spor Hekimliği Yüksek Lisansı

Bonus videosu: